Bismillahirrahmanirrahim
Anadolu’nun münbit topraklarında medeniyetimizin gönül ve ruh planında aşkla yoğuran bir şairin emanetini teslim etmesi, bana Yahya Kemal’in “Ölenler öldü, kalanlarla muzdarip kaldık.” mısrasını anımsatıyor.
Madde ve suret telkinatının kesifleştiği asrımızda bu insanlara ne çok muhtacız. İnsan derken kemik ve deriden ibaret olup hayvan tabiatıyla zaman çürüten, mânâdan yoksun beşerleri kastetmiyoruz. Alemin özü olduğunun farkında ve varlık gayesini aramayı dava gütmüş kimseleri idrak etme gayretinde oluyoruz. Düşününce insanca, emsali bulunmaz şairler listesine ismini nakşetmiştir. Yunus Emre, Mevlana, halk edebiyatının malûm ve meçhul ozanlarının şiirlerini sık sık dile getiren, klasik edebiyat mimarlarının eserlerini günümüz şiirine terkip etmiş ve bunda muvaffak olmuş mümtaz bir şahsiyettir. Üniversite zamanlarında İslamcı ve mukaddesatçı yazarlarımızda nemâlanmış, Osman Yüksel gibi mahlasıyla müsemma “serdengeçen”, rejimin korkuyu ve ezikliği deli gömleği misali giydirdiği zamanlarda cesaret abidesi olarak meydan yerine çıkan kimseleri kendisine mektep kılmış, bir iştiyak, aksiyon ve hizmet adamıdır.
“Gittim, yiğitçe döğüştüm gazâ meydanlarında
Ne tak-ı zaferler istedim, ne taç…
Savaşta çiğnetmedim hilâli düşmanlara
Barışta düştü üstüme gölge gölge haç…”
Bu şiiri Necip Fazılın bir hitabesinden bir cüzle şerh etmek isterim. Herkesçe malumdur. Üstad diyor ki” İstiklâl Savaşı’nın temiz ruhuna leke düşürenler, o ruha ve onun müspet temsilcilerine rağmen, kazanılmış bir istiklâli topyekûn tersine çevirme yoluna girmişlerdir.”
Birinci Cihan Harbi’nden sonra salip ehlinin Müslüman toprağını işgale yeltenmesi sebebiyle tüm Anadolu milleti meşakkat mefhumlarını ortadan kaldırmak suretiyle direnişe koyulmuştur. Anadolu’nun o imanî mücahedesine ihanet sıfatıyla masa kurulmuş, masadan sonra peyderpey batılılaşma projesi tatbik edilmiştir. İşte üstte Yavuz Bülent Bakiler bu zilleti pak ve vurucu bir ibareyle ifade etmiştir.
Hulâsa-i kelam niteliğinde kendisinin ölüme dair yazdığı bir şiirle acizâne yazdığımız yazıyı hitama erdirelim. Allah cennetiyle , cemaliyle şereflendirsin, yaptığı hizmetleri dergâh-ı izzatinde kabul buyursun.
BİR ÖLÜNÜN MEKTUBU
Hazret-i Süleyman’a bile kalmadı dünya
Baki olan bir tek Allah
Bütün günahları size bırakıp
Ölmüşüz elhamdülillah
Kaygumuz yok bizim yiyip içmekten
Üstümüz başımız temiz.
Bir şey yediğimiz yok ki zaten
Oruçluyuz hepimiz.
Gün aşırı Kabristana bir ölü getirirler
Kalkıp “hoş geldin” deriz.
Canımız sıkılırsa geceleri uzayıp
Akan yıldızları seyrederiz.
Oyuncaksız, salıncaksız küçük ölüler
Yeni arkadaşlar tanır.
Kimse ağlayamaz ki zaten burada
Büyük ölülerden utanır.
“Öldük de kurtulduk Allah’a şükür”
Bir ölü arkadaş hep böyle söyler.
Bize yanmak bilmem nenize gerek
Kendi halinize ağlayın siz diriler…
Hem sonra neye ağlarsınız bilmem
Elinizle sardınız, elinizle yudunuz.
Kiblegâha yönelen kabrimizde
Öylesine mes’uduz.
Bu mektubu size yazdığım için
Kızacaklar: -Dilin durmaz ki diyecekler
Ölürken çenemin unutkanlıktan
Bağlanmadığını nereden bilecekler?
Hepsinin canı sıkılacak muhakkak
Zebaniye deseler olmaz.
Hoş işin sonunda ölüm yok ama
Yine de korkarlar biraz.
Harun Erişmiş

