Edebiyat

Akif’e Göre Toplumun Sorunları-2

Mehmet Akif, Berlin Hatıraları şiirinde Batı’nın ilminin bir yansıması olan, Batılı insanların azim dolu ruhlarına da vurgu yapmıştır. Mehmet Akif, Batılıların bu azim dolu olan kişiliklerine özenmemiz gerektiği kanaatindeydi. Bizlerin de onların azim dolu olan kişiliklerinden ilham alabilmemiz için şu dizeleri yazmıştır:

Geçende haylice kar yağdı Berlin’in içine; 

Vıcık vıcık olacakken takır takırdı yine!

Merak edip soruverdim, 'Bırakmayız' dediler.

Bırakmayın, güzel ama yağar durursa eğer?

'Bırakmayız' sözü aynen tekerrür etmez mi!

Evet, bu sözde nümâyân heriflerin azmi.

Mehmet Akif, hemen bu dizelerin peşine bizlerin de yoğun kar yağışına karşı olan tutumumuzdan bahseder. Ancak ne yazık ki bizlerden, Batılılarda olduğu gibi övgüyle bahsetmez. Mehmet Akif’in bizlerden bahsedişi şu şekildedir:

Bizim memlekette biraz kar düşünce zor kalkar. 
Mahalle halkı nihayet kalırsa pek muztar,
'Lodos duasına çıkmak gerek...' denir, çıkılır.
Cenâb-ı Hak da lodos gönderir, fakat bıkılır.

Mehmet Akif bu dizeleriyle bizlere; karşımıza çıkan zorluklardan kurtulmamız için artık bu gibi batıl inançlara değil de kendi çalışma azmimize güvenmemiz gerektiğini söylemiştir. Mehmet Akif; inancımız gereği olduğu için değil, “büyüklerimiz de böyle yapıyordu” düşüncesi ile lodos duasına çıkıp da lodostan kurtulmayı beklemenin saçma olduğu ve vakit kaybı olduğu düşüncesindeydi. Bu mantık ile lodos duasına çıkmaktansa, kendi çalışmalarımızla lodostan kurtulmaya çalışmanın daha mantıklı ve faydalı olacağı kanaatindeydi.

Evet, Mehmet Akif Batı’nın ilmine, azmine ve çok yönlü oluşuna hayran kalmıştır; bizlere de kurtuluşumuz için Batı’nın bu yönlerinden ilham almamız gerektiğini söylemiştir. Ancak Mehmet Akif’in Batı’ya bu kadar hayran olduğu ve örnek almamızın gerektiğini düşündüğü pek çok konu olsa da Batı’nın bir konuda öyle bir eksik kalmışlığı vardır ki Mehmet Akif asla bu konuda Batı’yı örnek almamamız gerektiğini söyler. Mehmet Akif’in Batı’da eksik kaldığını görüp de sert bir şekilde eleştirdiği o konu, Batı’nın ahlakıdır. Mehmet Akif Batı’ya pek çok konuda hayran kalmış ve şiirlerinde de bu hayranlığını her ne kadar yansıtmış olsa da ahlak konusunda Batı’yı eleştirmiş ve bu düşüncesine de şiirlerinde şu şekilde yer vermiştir:

Nedense, duymadı Garb’ın o duyarlı vicdanı, 
Hurûşu sîne-i âsârı inleten bu kanı!
Nedense, arşa kadar yükselen enîn-i beşer
Sizin semâlara akseyledikçe oldu heder!
Gurûb seyreden âvâre bir temâşâger
Kadar da olmadı dünyâ nasîbedâr-ı keder!
Keder de söz mü ya? Alkışlıyordu celladı,
Utanmadan koca yirminci asrın evladı!

Bu mısralarda Mehmet Akif, Batı’nın İslam dünyasına karşı duyduğu nefretten de bahsetmiş ve Doğu’ya Batı’nın ahlakının gerçek yüzünü göstermiştir.

Berlin Hatıraları şiirinde Mehmet Akif’in Çanakkale’den kilometrelerce uzakta olsa da aklının her an Çanakkale’de yapılan savaşta olduğunu anlayabiliyoruz. Mehmet Akif bu şiirinde Çanakkale Savaşı’na da değinmiş, savaşı okuyucuya çok güzel bir şekilde yansıtmış ve o güzel tasviriyle okuyucunun da savaş ruhunu hissetmesini sağlamıştır. Ne güzel tesadüftür ki; Mehmet Akif’in Berlin Hatıraları şiirini yazdığı gün ile Çanakkale Savaşı’nın zaferle sonuçlandığı gün aynıdır. Mehmet Akif, Mehmetçiğin azmine ve savaşı zaferle sonuçlandıracağına inanıyordu. Akif; ateş çemberi içinde dolaşan birçok Mehmetçiğin İslam’ın son kalesi olan Çanakkale’yi teslim etmemek için nasıl bir direnç gösterdiğini tahmin etmektedir. Mehmet Akif Ersoy, işgal güçlerinin Çanakkale’ye geçtikleri takdirde ülkeyi cehennem yerine çevireceklerinin farkındaydı. Akif, zaman zaman istikbalden endişe etse de onun Mehmetçiğe olan güveni sonsuzdur. Mehmet Akif’in bu inancını şu dizelerinde görebiliyoruz:

"Korkma! Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; 
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!
Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i nâmûsun?
Meğer ki harbe giren son nefer şehit olsun.
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,
Taşıp da kaplasa âfâkı bir kızıl sarsar;
Değil mi cebhemizin sînesinde îman bir;
Sevinme bir, acı bir, gâye aynı, vicdan bir;
Değil mi sînede birdir vuran yürek... Yılmaz!
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cebhe sarsılmaz!"

Hatıralar kitabının en uzun ikinci şiiri olan Necid Çöllerinden Medine’ye şiiri kitabın ilk baskısında bulunmamaktadır. Bu şiir ilk olarak kitabın 1918 yılındaki ikinci baskısında yayınlanmıştır. Mehmet Akif, Almanya’dan döndükten sonra 1915 yılının Mayıs ayında yine Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan’ın Necid bölgesine gönderilmiş ve şair bu vesileyle Medine’yi de ziyaret etme fırsatı bulmuştur. Teşkilat-ı Mahsusa’nın Mehmet Akif Ersoy’u Necid Çölleri’ne göndermesinin sebebi, oradaki Arap kabilelerin Osmanlı Devleti’ne olan bağlılıklarını kuvvetlendirerek Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yanında olmalarını sağlamaktı. Mehmet Akif de bunu bir şair olarak şiirleri aracılığıyla yapmıştır. Mehmet Akif; Arap kabilelerine ve halkına, aslında hepimizin gayesinin bir olduğunu, eskiden olduğu gibi bir olmamız gerektiğini ve ancak böyle yaptığımız takdirde o ortak gayemize ulaşacağımızı söyler.

Mehmet Akif; tüm bunları söyleyerek üzerine düşen görevi her ne kadar yerine getirmeye çabalasa da maalesef ki Arap kabilelerinin Osmanlı Devleti’ne ihanet edip de İngilizlerle iş birliği yapmaları sonucunda tüm çabaları boşa çıkmıştır. Mehmet Akif, hepimizin ortak gayesi olan İslam’ın feyzini geçmiş günlerdeki gibi yayabilmemiz ve düşmüş olduğumuz bu tutsaklık batağından kurtulabilmemiz için atalarımızın sahip olduğu o eski azim ve iman dolu olan ruha yeniden sahip olmamız gerektiğini savunur ve bunu da şiirlerinde bizlere şöyle yansıtır:

O, çünkü, âleme hâkim yegâne kudret iken, 
Bir inkılâb ile mahrum olunca azminden,
Esaretin ne kadar şekli varsa katlandı...
Vatanlarında garip oldu kendi evladı!
(...)
O rûhu ver ki, İlâhî, kıyâm edip dînin,
Zemîne feyzini yaysın hayât-ı mâzînin...

Mehmet Akif, Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Necid’e gönderildiğinde Medine’de gezme fırsatı bulmuştur. Mehmet Akif bu şiirinde Medine’de gezdiği yerlerden biri olan Ravza-i Mutahhara’yı da (Peygamber Efendimizin kabrinin bulunduğu yerdir) anlatmış ve orada yaşadığı duygusal coşkunluklardan da bahsetmiştir. Oradaki anılarına Mehmet Akif şiirlerinde şu şekilde yer vermiştir:

Üçüncü oldu şehadet ki: Tuttu eb’âdı, 
Muhammed’in ebediyyet-güzîn olan yâdı.
Nasıl uyanmadı bilmem ki uykudan Cânân?
Muhîti bunca zamandır ki inliyor, az mı?
Kıyâm-ı Haşr’e kadar yoksa hiç uyanmaz mı?
İnce ruhu ile, uyanmasın o Ezelî sevgili,
Yükselirken koca bir mahşerin iniltileri?

Mehmet Akif’e göre o zamanlarda ülkenin başına gelmiş olan hezimetlerin en temel sebebi, Müslümanların İslam’ı gerektiği gibi yaşamamalarıydı. Müslümanlar sadece vatan için cihad ederek vatana olan borçlarını ödeyeceklerini sanıyorlardı ve bu yüzden de ilim, irfan alanlarında ve iyi ve güzel ahlaklı bir insan olmak gibi konularda kendilerini geliştirmeyerek ülkenin geri kalmasına ve böylece de ülkenin başına pek çok musibetin gelmesine sebep oluyorlardı.

Mehmet Akif, yukarıda da bahsettiğimiz bu ve bunlar gibi sorunlardan kurtulmamız gerektiğini ve de herkesin kendini pek çok alanda yetiştirmesi gerektiğini o zamanki ve şu anki bizlere de söylemektedir. Bizler de Mehmet Akif’in yıllar önce halkımızda tespit etmiş olduğu bu sorunlardan hangilerinin bizlerde de bulunduğunu kendimizde tespit edip bu sorunlara çözüm üretmeli ya da hiç olmazsa çözüm üretmeye gayret etmeliyiz.

Enes Şahin

KAYNAKÇA 

  • Mehmet Akif Ersoy, Beşinci Kitap Hatıralar,. Haz. Fazıl Gökçek, İstanbul 2007, Dergâh Yayınları
  • Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları, El-Uksur’da İncelemesi . 
  • D. Mehmet Doğan, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı, Mehmet Akif 100 Yıl Sonra Berlin’de, 
  • Ankara, Mart 2015. 
  • Çanakkale Edebiyat Atlası, Mehmet Güneş, Çanakkale’nin Mehmet Akif’i Mehmet Akif’in Çanakkale’si, Aralık 2021. 
  • Mehmet Akif Ersoy, Hatıralar, Editör Furkan Öztürk, İstanbul, Mayıs 2021, Beyan Yayınları 

guest
Ad Soyad
E-Posta

0 Yorumunuz
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments