Edebiyat

ÂSIM”A BAKIŞ

Özet: 1919-1924 yılları arasında yazılan eser, iki bin iki yüz doksan iki mısradan oluşur ve Safahat’ın altıncı kitabıdır. Bazı araştırmacılar manzum şiir derken bazı araştırmacılara göre ise manzum tiyatrodur. Eserde adı geçen dört karakter olmasına rağmen diyalogların büyük kısmı Hocazâde ve Köse İmam arasında geçmektedir. Âsım ve nesli, Akif’in toplumun ve ümmetin sorunlarına karşın çözüm için sembolleştirdiği bir gençlik timsalidir. Döneme, tarihi bağlamıyla bakınca böyle bir gençlik tasavvurunun önemini anlıyoruz. Ayrıca bu gençlik tasavvuru sadece Akif’e özel olmayıp o dönemdeki başka şair ve yazarların da eserlerinde başvurduğu bir çözüm yoluydu. Âsım neslinin önemli özelliği bilgili, kültürüne bağlılığı ve ahlaklı olmasıdır. Ayrıca kitapta geçen “Çanakkale Şehitlerine” şiirindeki dizeler de Âsım’ın şahsında, Mehmetçik’e bir övgü dizesidir. Âsım’ın Akif tarafından yazılan bir devamı olmayıp Âsım’a alternatif gelebilecek aynı ideale sahip, nesildaş öncü şahsiyetler (edebi karakterler) bulunmaktadır.

GİRİŞ

Âsım, Akif tarafından 1919 yılının Eylül ayında yazılmaya başlanmıştır. Tamamlanacağı dönem olan 1924 yılının Ağustos ayına kadar da belli aralıklarda Sebilürreşat dergisinde yayınlanmıştır. Safahat’ın altıncı kitabıdır.

İki bin iki yüz doksan iki mısradan oluşan bu manzum şiir hakkında araştırmacıların farklı görüşleri vardır. Bazı araştırmacılara göre Âsım, bir manzum tiyatro veyahut manzum roman olarak kabul edilebilir. Yine bazı araştırmacılara göre “Âsım” şiiri, Mehmet Akif’in en iyi şiirlerinden biri kabul edilir. Süleyman Nazif, bu şiirin kaynağı için ilahi bir ilham derken; Cenap Şahabettin de Âsım’ı belagat kasırgası olarak niteler.

Şiirde asıl anlatılmak istenen şey; Mehmet Akif’in ülkenin içinde bulunduğu sefil durumdan ve dini değerlerin etkisinin azalmasından duyduğu hüzün ve karamsarlıktan doğan problemin çözümüne yönelik önerisini kapsamaktadır. Geleceğe yönelik ümidini ideal gençlik olan Âsım ve neslinde ortaya koymaktadır.

Peki, kitap tamamen Âsım ve neslinden mi bahsediyor?

Hayır. Kitap manzum bir şiir olduğu için karakterler arasında muhabbet, fıkra, öykü vb. diyaloglar bolca geçiyordu. Bunun için başlarda daha çok toplumsal sorunlardan bahsediliyor. “Çanakkale Şehitlerine” isimli kısımdan sonra yani “Şu Boğaz Harbi nedir?” isimli mısrayla başlayan kısımdan sonra Âsım ve nesli, önümüze çıkmaktadır.

Bahsettiğim ilk kısımlarda; köye gelen öğretmeni, köy halkının kovması sonucunda karakterlerimizden Köse İmam’ın köy halkını uyarması, Hocazâde’nin medreselerin çağa ayak uyduramamasını eleştirirken Köse İmam’ın medreseleri savunması vb. birçok farklı olay anlatılıyor. Lâkin dediğim gibi birçok farklı konu söz konusu olduğundan bunları bir düzen içinde anlatmak pek mümkün değil. Şiirde asıl anlatılmak istenene odaklanıp onun üzerinde yoğunlaşmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Karakterler ve Mekân

Kitapta, karakterler ve mekân sanki bir tiyatro oyunuymuşçasına en başta verilir. Mekân için I. Dünya Savaşı içinde ve Fatih yangınından önce, Hocazâde’nin Sarıgüzel’deki evinde geçtiği belirtilmektedir.

Karakterler ise şunlardır:

  • Tahir Efendi’nin oğlu Hocazâde
  • Tahir Efendi’nin talebesi Köse İmam
  • Köse İmam’ın oğlu Âsım
  • Hocazâde’nin oğlu Emin

Olayların tamamına yakını ise Köse İmam ile Hocazâde arasında geçer. Hocazâde’nin Mehmet Akif’i temsil ettiği düşünülmektedir. Lâkin her iki karakter için de nihayetinde Akif’in iki farklı ruh hali diyebiliriz. Orhan Okay, Köse İmam’ın, Akif’in “Çanakkale Savaşlarına kadar bedbin olan ruh hâlini”; Hocazâde’nin ise “Çanakkale Savaşlarını görerek ümitsizlikleri imanla değiştiren ruh hâlini” temsil ettiğini söyler.

Köse İmam biraz daha eski devre özlemliyken, Hocazâde ise ona nazaran kültüre bağlı kalınarak yapılacak değişimden yanadır fakat ülkenin içinde bulduğu hâl, ikisinin Âsım üzerinde hemfikir olup, neslinden büyük umutlar beklemesine neden olmuştur.

Tarihi Bağ

Âsım’ın yazılmaya başlandığı yıl olan 1919 yılı, Türk halkı için çok zor zamandı. Birinci Dünya Savaşı biteli çok olmamış, Mondros gibi çok ağır bir antlaşma imzalanmıştı. I.Meclis öncülüğünde yeni bir kurtuluş hareketi başlamıştı. Tabii bu süre zarfında başkent İstanbul işgal dahi edilmişti. Âsım’ın yazılmaya başlandığı yıl, aslında Türk milletinin kaderini etkileyecek faaliyetlerin yapıldığı bir yıldı. Bunlardan sonra Kurtuluş Savaşı başladı. Bu süreçte halk düşmanı yenerek yeni bir devlet kurdu. Devlet kuruldu ama şairlerin ideal gençlik tasavvurları burada son bulmadı. Özellikle Akif’in. Çünkü düşmanı kovup tekrar Anadolu’da bağımsız bir Türk devletiyle yaşamak bir hedefse o devleti daha yukarılara çıkarmak da bir hedeftir. Yeni kurulmuş bir ülkenin şartları çok iyi olmayacağından dolayı aslında Akif’in ideal gençliğinin, aktif görevinin buradan sonra başladığı da söylenilebilir. Âsım nesli sadece ilimleri ile ülkeye nizam getirmeyecek aynı zamanda da ahlakıyla topluma da örnek bir davranış teşkil edip hem ilimli hem de erdemli bir toplumun oluşmasına yol açacaktı.

O zamanlar, Anadolu gibi İslam coğrafyası da pek iç açıcı bir durumda değildi. Bunun için rahatlıkla söyleyebiliriz ki Âsım nesli Türkiye için olduğu gibi aynı zamanda İslam coğrafyasında da kurtarıcı bir role sahip nesli temsil etmekteydi. 1919-1924 yılları arasındaki tarihi gelişmelere bakınca kurtarıcı bir neslin gerekliliğini daha iyi anlıyoruz.

Neden ideal gençlik?

Tanzimat sonrası hız kazanan yenilik hareketleri başta dönemin aydınları olmak üzere halkın belli bir kesimine etki etmiştir. Bu aydın kesim eserlerinde geleceği kurtaracak tipler geliştirmeyi önceler. Osmanlı’nın da buhranlı son dönemlerine karşın çareyi bu yeni tasavvur ettikleri yeni ideal gençlikte ararlar. Tabii bu tiplemeler sadece belli bir dönemde sınırlı kalmayıp şu an için dahi geçerlidir.

Bunlara somut örnek olarak; Şinasi’nin aklı esas alan yeni aydın tipi, Namık Kemal’in iradeli, eğitimli, vatansever insan tipi, Tevfik Fikret’in fen bilimlerinin ülkeye getirilmesini önceleyen Haluk tipi, Ömer Seyfettin’in çağdaş bir Don Kişot olarak adlandırılabilecek Efruz Bey tipi vb. birçok şairin gençlik tasavvurları örneklendirilebilir. Mehmet Akif de istikbalin refaha, Âsım ve nesli ile kavuşacağını söyler.

Neden Âsım? Âsım’ın özellikleri nelerdir?

Yukarıdaki paragrafta neden ideal gençlik sorusuna izah bulmaya çalışmıştık. Hem halkın sefilliği hem dini ve ahlaki değerlerin yozlaşması hem de İslam coğrafyasının malum durumu gibi sebeplerden dolayı buna bir çözüm bulmak isteyen Mehmet Akif, Âsım gençliğinin bu sorunların üstünden geleceğini düşünür. Âsım’a hitaben: “Ben de devrim istiyorum lakin bu devrim adam asmakla, bir yerleri dağıtıp baskın yapmak ile olmaz; fikir ile olur,” der. Bir milletin yükselebilmesi için en önemli iki gücün ilim ve ahlak olduğunu söyler. İlim ve ahlakın birbirini tamamlayan iki parça olduğunu, bunların birinin eksikliğinin bile çok büyük felaketlere yol açacağını söyler. Ve devamında Akif, “Yüzünüz yalnızca Batı’nın ilmine yönelsin,” der. Aslında buradan Mehmet Akif’in çok yönlü ve entelektüel kişiliğine de vurgu yapabiliriz. O, “İlim, Müslüman’ın yitik malıdır, nerede bulursa alır” hadisi şiarınca hareket edip “ilim Batı’dan bile olsa alırız” diyerek aslında bağnazlığın karşısında duran bir fikir adamıdır. Buna şu dizeleri örnek verebiliriz:

“Çünkü milletlerin ikbâli için, evlâdım, ma’rifet, bir de fazîlet… İki kudret lâzım. 

Ma’rifet, ilkin, ahâlîye sa’âdet verecek

Bütün esbâbı taşır; sonra fazîlet gelerek”

Başka bir şiirinde ise Mehmet Akif, şu dizeleri ile bilimin önemine vurgu yapar:

“Alınız ilmini garbın alınız san´atını;

Veriniz hem de mesainize son süratini.

Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;

Çünkü milliyeti yok san´atın ilmin; yalnız,”

Ek olarak Mehmet Akif’in ilme verdiği değeri şu mısralarda da görebiliriz:

“Hadi göster bakayım şimdi de İbnü’r Rüşd’ü

İbn-i Sînâ niye yok? Nerde Gazâlî görelim?

Hani Seyyid gibi, Râzî gibi üç beş âlim?

En büyük fâzılınız: Bunların âsarından,

Belki on şerhe bakıp, bir kuru mana çıkaran”

Mısralarında ise Akif, ismini saydığı âlimleri överek günümüzdeki en büyük bilgenin bile bu ismi geçen âlimlerin eserlerine bakarak bunlardan ancak kuru bir mana çıkarabileceğini söyler. İsmi geçen (İbn Rüşd, İbn Sînâ, Gazâlî, Seyyid, Râzi) âlimleri över lâkin ileriki mısralarda ise ismi geçen âlimlerin üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ onlar gibi âlimin mevcut olmamasını eleştirir. Burada dikkat çekilecek bir diğer husus ise ismini saydığı âlimlerin aslında zıt fikirlere sahip olmasıdır. İsmini saydığı her bir âlim alanında son derece yetkin olsa dahi bu kişilerin aralarında zıt görüşlere sahip olmaları da bir nevi Mehmet Akif’in yine ilme olan iştiyakını ve verdiği değeri gösterir. Zıt fikirlere sahip olan kişiler de olsalar alanlarında son derece yetkin kişiler olduğu için Akif, her birini örnek şahsiyet olarak görür.

Ayrıca, “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem. Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” mısrasında ise ecdadına ve kültürüne bağlı olduğunu vurgular. Yani kültürüne ve geleneklerine bağlı fakat iş ilim ve fen konusuna gelince Batı’dan onu almaktan çekinmeyen bir entelektüel profile sahip. İşte Âsım ve neslinde de olmasını istediği yön budur: Geleneklere ve kültüre bağlı, edepli ve bilgili bir gençlik. Böyle bir gençliğin istikbalde çok güzel işler başarıp ülkeyi ve ümmeti güzel günlere kavuşturacağını umuyor. Ek olarak “Hatıralar” kitabında daha çok toplumun sorunlarına odaklanılırken, “Âsım”da ise bu sorunların çözümüne odaklanılıyor desek yanlış olmaz.

Şiir hakkında, manzum bir şiir dedik. Ama bildiğimiz üzere manzum şiirde bir olay örgüsü olur. Bu şiirin bir finali var mı, sonu nasıl?

Şiirin sonunda, Âsım, arkadaşlarıyla beraber Avrupa’daki eğitimini yarıda bırakıp İstanbul’a gelir. Burada, halk açlıktan kırılıyorken bazı insanların açıktan içkiler alıp eğlenceler yapmasını kendine yediremeyip bunlar ile kavga eder, meyhaneyi basar, kumarbazları tehdit eder. Hocazâde ise ona kavga ve dövüşle bir şey olmayacağını; bilim, eğitim ve erdemin (ahlak) bu sorunlara karşı en büyük çözüm olduğunu şu dizelerle anlatır:

“Hadi tahsilini ikmale tez elden, hadi sen! 

Çünkü milletlerin ikbâli için, evlâdım,

Marifet, bir de fazilet... İki kudret lâzım...”

Ve devamında;

“Sade Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz. 

O çocuklarla beraber, gece gündüz, didinin;

Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin!”

dizeleriyle de Batı’nın sadece ilmini almalarını, Âsım ve “o çocuklar” dediği arkadaşlarının kendi kültürlerinden taviz vermemeleri gerektiğini anlatır. Akabinde, Hocazâde, Âsım’ı Avrupa’da yarım bıraktığı eğitimine devam etmesi için ikna eder.

“Çanakkale Şehitlerine” Şiiri

“Âsım” kitabı hakkında konuşup da Çanakkale şehitleri için yazılan mısralara bir atıf yapmadan olmaz sanırım. “Âsım” şiiri ne kadar önemli ve meşhursa, “Şu boğaz harbi nedir, var mı dünyada eşi?” dizeleriyle bilinen “Çanakkale Şehitleri” şiiri de bir o kadar meşhur ve önemlidir. Burada Mehmet Akif, Çanakkale Savaşı’nda savaşan ve şehit olmuş askerler için Âsım’ın şahsında bir övgü dizesi gerçekleştirir. Bunu da şu dizelerle dile getirir:

“Âsım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”

Akif, “Berlin Hatıraları” manzumesinde ve “Âsım” adlı manzum tiyatrosunda Çanakkale zaferinin Mehmetçik’in azim ve kararlılığı sonucu kazanıldığını dramatize eder. Özellikle “Âsım”daki manzum tirat o günden bugüne dilden dile dolaşan destansı bir metne dönüşür.

“Âsım”ın bir devamı var mı?

“Âsım” şiirinin yazılmış bir devamı bulunmamaktadır. Araştırmacılardan gelen bilgilere göre, Mehmet Akif Âsım’ın devamını yazmaya niyetlenmiş lakin bazı problemlerden dolayı yazamadan vefat etmiştir. Mehmet Akif’in Mısır’daki öğrencilerinden Mehmet Bey’den Eşref Edip’in naklettiğine göre şairimiz Âsım’ın devamını da yazmak istemiş ve eserin planını zihninde hazırlamıştır: Âsım Avrupa’dan döndükten sonra Kurtuluş Savaşı’na katılacaktır. Bu eserde Milli Mücadele’nin evreleri ayrıntılı biçimde anlatılacaktır. Gösterdiği kahramanlıkla yükselecek Âsım, bütün Şark milletlerine örnek olacaktır.

Âsım’a Alternatifler

Âsım’ın devamı niteliğinde belli bir alternatifi olmasa da bazı eserlerin Âsım ile aynı dönemdeki karakterlerini, amaç bakımından öncü şahsiyet olarak nitelendirebiliriz. Âsım ile aynı değerler uğruna çaba gösteren “Gül Yetiştiren Adam” ve dönemi tam belli olmasa da Batı uygarlığının karşısına dikilen “Yedinci Oğul” bunlara örnek olabilir.

Rasim Özdenören’in “Gül Yetiştiren Adam”ı, Âsım ile nesildaş olmasına rağmen o Milli Mücadele döneminden sonra gelen inkılaplara birinci elden şahit olur. Âsım, Milli Mücadele döneminden sonraki yeni döneme şahit olmadan sahneden çekilirken; Gül Yetiştiren Adam uğruna savaştıkları şeylerin bir zaman sonra onlardan uzaklaşılmaya çalışıldığını görünce hüzünlenir, sinirlenir ve toplumdan soyutlanır. İçinde bulundukları durum üzerine halkı uyarır ve bu uğurda tutuklanır.

Sezai Karakoç’un “Masal” şiirindeki “Yedinci Oğul” ise Batı uygarlığının karşısına bir Doğulu olarak dikilip hesap soracak kadar kültürüne bağlı bir karakterdir. O, bedensel yok oluşu manevi yok oluşa tercih eder. Her üç şahsiyet de doğru olduğuna inandığı değerler ve inançları uğrunda savaşarak/mücadele ederek birer öncü şahsiyet konumuna gelmiştir.

Kitaptan çıkarılacak sonuç:

Mehmet Akif, Âsım’ın şahsında olmasını dilediği “bilgili, ahlaklı ve özüne bağlılık” kavramlarını aslında tüm Türk gençliğine öğüt olarak sunar. İyi yerlere gelmek isteyen Türk milletinin bu vasıflara sahip olan genç nesil ile refaha ve iyi yerlere kavuşacağını umar. İstiklal şairinin bu öğüdüne uymak aslında Türk gençliğinin ona karşı bir vefa borcudur.


KAYNAKÇA

  • ERSOY, Mehmed Âkif, Âsım, Beyan Yayınları (Mayıs 2021)
  • ERSOY, Mehmed Âkif, Âsım, Dergah Yayınları, hazırlayan: Fazıl Gökçek (Ekim 2007)
  • ERSOY, Mehmed Âkif, Âsım, Yazar Yayınları hazırlayan: Mehmet Doğan (Ankara, Aralık 2014)
  • GÜNEŞ, Mehmet (Aralık 2016) Nesillere öncü üç idealize şahsiyet abidesi: Âsım, Gül Yetiştiren Adam ve Yedinci oğul
  • GÜNEŞ, Mehmet (Aralık 2021) Çanakkale’nin Mehmed Âkif’i, Mehmed Âkif’in Çanakkalesi
  • DAYANÇ, Muharrem (2018) Halil Nihat’ın, Mehmet Akif’in Âsım’ını Tanıtan Mizahî Bir Manzumesi, Dil ve Edebiyat Araştırmaları
  • İmam Gazâlî, el-Münkızü mine’d- Dâlal, Beyan Yayınları, sayfa 57 (2020)
  • “Şehitlikte Bir Şair: Mehmed Âkif” Sanat ve Edebiyat yazıları, Dergah Yayınları, İstanbul, 1990, ss.159-175

DİPNOTLAR

1-Güneş, Mehmet, Nesillere öncü üç idealize şahsiyet abidesi: Âsım, Gül Yetiştiren Adam ve Yedinci oğul, Türkiye Yazarlar Birliği

2-Ersoy, Mehmed Âkif, Âsım, Beyan Yayınları, sayfa 14

3-Ersoy, Mehmed Âkif, Altıncı kitap Âsım, Dergah Yayınları, hazırlayan: Fazıl Gökçek, sayfa 9-10

4-Ersoy, Mehmed Âkif, Altıncı kitap Âsım, Dergah Yayınları, sayfa 12, hazırlayan: Fazıl Gökçek

5-Dayanç, Muharrem, Halil Nihat’ın Mehmed Âkif’in Âsımını tanıtan mizahi bir manzumesi, sayfa 13, Dil ve Edebiyat Araştırmaları, Bahar, 2018; (17) 11-26

6-Tirmizi, İlim 19; İbn Mâce, Zühd 17

7-Ersoy, Mehmet Akif, Safahat, TBMM Yayınları, Süleymaniye kürsüsünde, sayfa 492

8-Doç. Dr. Mehmet Güneş, Çanakkale Edebiyat Atlası, Çanakkale’nin Mehmed Âkif’i, Mehmed Akif’in Çanakkalesi, sayfa 15

9-Doç. Dr. M. Güneş, Nesillere Öncü Üç İdealize Şahsiyet Abidesi: “Âsım”, “Gül Yetiştiren Adam” ve “Yedinci Oğul”

10-Konu hakkında detaylı bilgi ve kaynak: Güneş, Mehmet, Nesillere öncü üç idealize şahsiyet abidesi: Âsım, Gül Yetiştiren Adam ve Yedinci oğul, Türkiye Yazarlar Birliği

Ahmet Çetinkaya

guest
Ad Soyad
E-Posta

0 Yorumunuz
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments