Deneme

Sevgi ve O’ndan Arız Olanlar Üzerine

Girizgâh: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Öncelikle okuduğunuz bu yazıdan gaye, başlıktan da anlaşılacağı üzere, hisler ve duyguların aslına dair benzerine rastlamadığım bir bakış açısını siz okurlara sunmak ve bu bahis hakkında tahayyül ve tefekkürünüzü genişletmektir. Yazdıklarım, kendi bakış açımdan fazlası olmamakla beraber eleştirilemez olduğu iddiasını taşımamaktadır. Metni okurken abdestli olmanız; ruh haliniz ve daha sağlıklı bir okuma olması açısından önem arz etmektedir.

Başarıya ulaştıran yalnızca Allah’tır.

Sevgi’nin Mahiyeti Üzerine

Bazı mefhumlar o kadar saftır ki mahiyeti üzerine düşünmek bir hayli zordur. “Sevgi” mefhumu da benim nazarımda o mefhumlardan biri; ne kadar tanımlamaya uğraşsam da hep bir eksiklik hissederim. Bu yazıda sevgiyi, ne olduğunu sebep oldukları üzerinden idrak etmeye çalışacağız.

İnsan, daha anne karnındayken belli şeyleri hissetmeye başlar. Dünyaya geldiğinde ise ilk verdiği tepki ağlamaktır. Ağlamak, kızmak, nefret etmek, mutlu veya üzgün olmak ve daha fazlası… Peki, bir insan neden üzülür, kızar veya nefret eder?

Bunları birkaç örnek verip basitleştirerek ele alalım. Örneğin; küçük bir çocuk oyuncağı kırıldığında üzülür; eğer oyuncağı kıran bir başkasıysa ona kızabilir veya nefret duyabilir. Peki, bütün bunlara sebep olan bir oyuncak mıdır? Veya bir arkadaşımız trafik kazası geçirdiğinde yarası hafif bile olsa üzülürken; azılı bir çocuk katilinin başına gelen musibete üzülmememizin, hatta kimimizin bu durumdan hoşnut olmasının sebebi nedir?

Bu duygu durumlarının tamamına sebep olanın aslında sevgi olduğunu söylesem ne düşünürdünüz? Örnekleri detaylı inceleyelim: Çocuk, sevgi bağı kurduğu bir nesnenin zarar görmesinden dolayı üzüldü, belki de nefret etti. Böyle bakınca aslında “sevgi” dışında adına duygu dediğimiz diğer tüm durumların tamamına sebep olanın, mevzubahis nesneyle veya kişiyle kurduğumuz “sevgi bağı” ile alakalı olması; yani özünde yalnızca sevginin var olduğu ve diğer tüm durumların ondan sebeple meydana gelen arızi tepkiler olduğu gerçeği sizce uzak bir ihtimal midir?

Nefret, korku, üzüntü, mutluluk ve daha nicesinin ancak sevgi var olduğunda O’ndan doğacak tepkiler olduğu açıktır. Bir örnekle durumu daha net anlamanızı sağlayayım:

Sevgi’yi beyaz ışık yayan bir ampul olarak tasavvur edin. Önüne kırmızı bir cam koyduğunuzda kırmızı, sarı bir cam koyduğunuzda sarı, yeşil bir cam koyduğunuzda ise yeşil rengini yansıtacaktır. Önüne koyduğumuz bu renkli camları, duygusal tepki mekanizmamızı harekete geçiren olaylar olarak düşündüğümüzde; verdiğimiz tepkilerin camın içerisinden geçip camın rengini yansıtan aslı beyaz olan bir ışıktan fazlası olmadığını, camın içinden geçip yansıyan rengin ışığın sahici rengi olmadığını, dış bir etken dolayısıyla meydana gelen bir tepki olduğunu böylece anlamış olduk.

İlahi Sevgi

Önceki kısımda, ancak sevginin varlığıyla anlam kazanabilen şeylerden bahsettik. Bu kısımda ise sevginin anlamını kazanması ve ilahi mertebeleri üzerine konuşacağız.

Diğer hallerin kendisine arız olduğu sevgi mefhumu, ancak kendisi dâhil her şeyi kuşatan El-Vedûd’a teslim edildiğinde gerçek anlamını kazanır. Zira El-Vedûd, aynı zamanda Er-Rahmân’dır. Mutlak kerem sahibi ve her şeyin kendisiyle anlam kazandığı Zat’tır. Sevilmeye en layık olan O’dur. Gerçek anlamıyla sevmek yalnızca O’na mahsustur. Zira sevgini teslim ettiğin diğer her bir şey, O’nun esmasının yansımalarından fazlası değildir.

Bu da demektir ki; sevgi bağı kuracağın her bir şeyin ancak El-Hâlık, El-Bâri, El-Musavvir ve El-Bedî gibi isimleriyle mutlak irade ve kudret sahibi olan Allah’ın dilemesiyle var olmuş aciz varlıklar olduklarını, sevip sevilebilme ve buna arız olan diğer her bir nimeti bizlere bahşeden Allah’ı yok saydığımızda bu anlamların hiçbir şey ifade etmedikleri gerçeğini teslim ettiğimize göre kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Hayatımın bir döneminde çokça kafama takılan ve belki de birçoğumuzun çocuk yaşında kafasını kurcalayan “Allah’tan korkmak” ne demek? Allah’tan neden korkulması gerektiğini sorduğumda genelde aldığım cevaplar cehennem azabıyla ilişkilendirilir; ibadetlerimi yerine getirmediğimde çok dehşet verici işkenceler göreceğime dair rivayetler, menkıbeler anlatılırdı. Peki, bu kadar korkmam gereken bir şeyi nasıl sevebilirdim? Emirlerine uymadığım takdirde beni ateşlere atacak, azap edecek bir Tanrı anlatısıyla; sonsuz merhamet ve kerem sahibi bir Tanrı anlatısı vardı ve iki anlatı da aynı Zat hakkındaydı.

Yaşım ve zihni olgunluğum arttıkça, çocukluğumda zihnimi işgal eden bu suallerimin cevapları bana nasip oldu. Korku, aslında sevginin bir mertebesiydi. Günlük hayattan örnek verecek olursak; sevdiğimiz birini üzmekten, istemediği bir şeyi yapsak bile onun bunu bilmemesi için nasıl çabalıyor ve korkuyorsak; her şeyi gören ve bilen Allah’ın tüm rahmet kapılarını sonuna kadar açmışken bizlere yasak ettiği işleri yapmaktan korkup çekinmemizden daha tabii bir şey olmadığı gibi, en fazla korkup çekinmemiz gereken şeyin de bu olduğu kanaatindeyim.

Bu nazarla baktığımda, o çocukken korkutulduğum cehennemin bile bir rahmet kapısı olduğunu görüyorum. Zira Tanrı’yı hoşnut etmeyecek bir iş yaptığım takdirde, bunun karşılığını (cezasını) ödeyemeyeceğim bir durumdaki pişmanlıktan daha ağır ne olabilir? Affolunmamış kötü bir amelin yükünü ebediyen nasıl taşıyabilirim?

Bu anlattıklarımdan anlaşıldığı üzere buradaki korku, ilk meselede de anlattığımız gibi “sevgi”den doğan bir korkuydu. Yani Allah’tan korkmak, O’nu sevmenin bir mertebesiydi. Konuyla ilgili bulduğum birkaç ayet ve hadisle metni taçlandıralım:

  • Hûd Suresi, 90. Ayet: “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir (Rahîm), çok sevendir (Vedûd).”
  • Mü’minûn Suresi, 60. Ayet: “Onlar, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek (korkarak) vermeleri gerekeni verirler.”
  • Hadis (Tirmizi): Hz. Aişe bu ayeti duyunca soruyor: “Ey Allah’ın Resulü, bu korkanlar hırsızlık yapan, şarap içen günahkârlar mıdır?” Peygamberimiz cevap veriyor: “Hayır ey Sıddîk’ın kızı! Onlar namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren; ancak amellerinin (Allah tarafından) kabul olunmamasından korkanlardır.”
  • A’râf Suresi, 156. Ayet: “…Azabıma dilediğimi uğratırım, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.”

Umarım anlatmak istediğimi düzgün aktarabilmişimdir.

Tarık Yıldırım

guest
Ad Soyad
E-Posta

1 Yorumunuz
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Muhammed Habib Güneyin

Maşallah, kaleminize sağlık.

Last edited 2 saat önce by Muhammed Habib Güneyin